Tr | En


Külliyat

Bütün Fikrin Gerekliliği
Aydınlık Savaşçıları
İdeolocya ve İhtilal
Yaşamayı Deneme
Münşeat
Tarihten Bir Yaprak
Kültür Davamız
Damlaya Damlaya
anafor
Necip Fazıl'la Başbaşa
Müjdelerin Müjdesi
İslâm'a Muhatap Anlayış
Kayan yıldız Sırrı
İstikbâl İslâmındır
Gölgeler
İbda diyalektiği
Dil ve Anlayış
Kökler
Marifetname
Kavgam I
Kavgam II
İktisat ve Ahlâk
Hikemiyât
Şiir ve Sanat Hikemiyâtı
Hukuk Edebiyatı
İşkence
Tilki Günlüğü I - VI
Hakikat-i Ferdiyye
Sahâbîlerin Rolü ve Mânâsı
Başyücelik Devleti
Yağmurcu
Üç Işık
Adımlar
Parakutâ'
Hırka-i Tecrîd
Büyük Muztaribler I
Sefine
Telegram
Büyük Muztaribler II
Elif
Büyük Muztaribler III
Furkan
Berzah
Büyük Muztaribler IV
Erkam
Madde Nedir?
İman ve tefekkür

 
Kültür Davamız
Temel Meseleler

Takdim    |   İçindekiler    |   Fragmanlar
Eser no: 7
182 sayfa
3. Basım
Kasım 1993

Fragmanlar

— “Hayatı öğrenmek mi, yoksa değiştirmek mi?”
Bu temel sorunun ayırımında, iki kökte toplu, varlığın ve bilginin ilk prensiplerini arayan “teorik düşünce” sistemleriyle, hareketin ilk prensiplerini araştıran “pratik düşünce” sistemleri tasnifi var… Birinde, insana kendini empoze eden mücerret meseleler ve eşya ve hadiseleri tasarruf verimlerinin kendisine nisbet edileceği “ideal değerler” araştırması, diğerinde ise eşya ve hadiseleri tasarruf ve onları verimlendirmeyi temel alan “aktüel değerler” araştırması… Biri ruhçu, diğeri maddeciliğe geçit veren iki yaklaşım. Oysa bizzat “değer”, bir şeye kıymetini veren ve kıymet tayin eden ruha nisbet işidir; ayrı mesele. (s.15)

            Her şeyden önce kabul etmek gerekir ki, dava önce yetiştiricileri yetiştirme ve yetiştiricilerin yetişmesi davası olduğuna göre, ruhun derinliklerinden kaynaklanan estetik bir zevk hâlinde disipline girmedikçe, ne yetişmek ve ne de yetiştirmekten bahsedemeyiz…(s.40)
•         
Herkes şunu içine sindirmelidir: Bir şeyi ortaya koymak kadar, onu yaygınlaştırmak, onunla bir mevzuya sarkmak, onu davranış halinde kendine mâletmek ve onu kafalarda billurlaştırma mânâsına tahkim etmek de “birşey” yapmaktır. Bir şey yapmış olanı silmek ve onun “gibi”si olmak değil… (s.43)

Varolmak daha çok var olmayla mümkün; devamdan bahsedebilmek için her şeyden evvel o şeyin "var olması" şartı... Var olan ise, "var olmayla-varlığın olacak olana doğru oluş tavrı ile" mümkün... Öyleyse, varolma statik değil dinamik, sabit değil hareketlidir; daima imkânlara açılmıştır. Bundan dolayı da varlık gerçekleşmelerle meydana çıkar ve bir yönü vardır; bu yön geleceğe doğru açıktır. Fakat mutlak olarak "Varlık" bütün varolanları içine alır; hiç bir yönü yoktur, başı ve sonu yoktur. Bu anlamda "Mutlak Varlık" sonsuzdur, öncesi ve sonrası olmadığı için geçmişi ve geleceği de olmaz; öyle ise zamanı yoktur. "Mutlak Varlık", zamansız varlıktır; bütün izâfî varlıklar zamana bağlıdırlar, zaman da bu zamansız varlığa bağlıdır... İnsan ruhu da, bizzat O'nun belirttiği üzere, "nefesinden üflediği" ve bu niteliği ile "zaman üstü" ki, kalb lâtifesinde nefs ile birleşik ve safiyet kazandıkça "Arş-ı Alâ"nın üstündeki asli yerine dönmeye namzet... Öyleyse zaman, sonsuzluğun içinde bir kesit, sonsuzluğa göre sonlunun değişme ölçüsüdür. (s.54)

Zamanı kayıtlayan, "geçmiş" ve "gelecek" zaman kayıtlarını koyan biziz; yani bu nisbet ve izafetler "Dehr" isminin zımnına dahil değildir, bizim çektiğimiz kayıtlardır... "Mutlak Varlık"a göre geçmiş, gelecek ve hâl cari olmadığına göre, zaman bir yokluk nisbetinden ibaret kalır ki, bu da "Dehr" isminin tecellisinden hasıl olmuştur... Dehr, Zat'a delâlet eden bir isim ve arşla taayyün eden zaman da onun suretidir. Bu izâhlar çerçevesinde "ân", bölünme kabul etmeyen bir vakittir ki, geçmiş ve gelecek, sadece farzediştir; işte bu "ân" deveran etmekle varlıklar zahir olur ve "Dehr"in hükümleri meydana gelir... İcmâl mertebesinde "ân", tafsil mertebesinde "zaman". (s.55, 56)

 

 
 
 
 
 
İbda Yayınları © 2007 | Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan hiçbir şekilde kullanılamaz. | www.ibdayayinlari.com - ibdayayinlari@ibdayayinlari.com